Çok Tutacak Bu spor Çok!

Bu denli eski bir geleneğin, çağımızı gerektiğinde esir alması, teknoloji hangi yöne ilerlerse her şeyden önce ona yetişebilmesi, ülkeleri yönetip, başkanları yüceltmesi, insanlığı tek bir amaç altında sorgusuz sualsiz toplaması, umut olması, umutları tüketmesi… Kısacası hayatın her anına işlemesi ve kendine pay çıkarması da kaçınılmaz olsa gerek.

İyi de bu kadar ciddi bir hal almış olan, markalaşmada çığır açan ve buram buram reklam kokan futbolun eğlencesi NEREDE değil mi?

Kabuğunda efendim.

Gerçekten, dalından koparmadan tadına da varamıyorsunuz futbolun. Benim de yeni yeni tanıştığım, vitamini kabuğunda olan bu spor dalı işte sizi tam da böyle çeperinden yakalıyor, hakkında merak ettikçe, araştırdıkça gizlice içine çekiyor. Tekerleğin icadından bu yana topa dokunmamış atalardan geldiğime inanan benim bile merağımı cezbetmeyi başardı üstelik!
Koltuk altı kitabı “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir! – Simon Kuper” olmuş, futbolun tarihçesini içeren makaleler karıştırmaya başlamış, sabahları ofiste iddia kuponlarına yorumlar yapan, 4-4-2 dizilimini kendi ofis masasına uyarlamış, bugüne kadar ki sosyal hayatı; fotoğrafçılık - seyahat - konser - kediler - sanat galerileri beşgeninde geçmiş bir Tumblr kızından bahsediyorum üstelik! Henüz maçlarda bayrak elimde boy göstermeye başlamamış olsam da, futbolun gücünden ve çağımızdaki fenomenliğinden etkilenmeden edemiyorum bu aralar ;)

Peşinden milyonları sürükleyen futbolun tarihini incelemeye başladığımda, ilk dikkatimi çeken ( Güney Avrupa sevdamdan mıdır bilinmez) 3F söylemi ile tarihe geçen ve Portekiz’i 1932-1968 yılları arası yönetmiş olan Antonio de Oliveira Salazar'ın iktidarda kalma formülü olmuştu şüphesiz ki; Futbol! Salazar, "Futbol olmasaydı, ülkeyi yarım saat bile yönetemezdim" söylemi ile ülkeyi yönetim şeklini “3F; Futbol, Fado ve Fiesta” ile tanımlamış, benim de en sevdiğim şeyler olan müzikli eğlence (Fado), ile partileri (Fiesta) Futbol ile birleştirerek dikkatimi hop diye çekmeyi başarmıştı. Düşünsenize partiliyoruz, eğleniyoruz, ülke yönetiyoruz üstelik spor da yapıyoruz ;)

İspanyol General Francisco Franco’da seyahat tutkuma göz kırparak; bütün stadyumların birer “uyku tulumu” olduğunu ve bu “uyku tulumları” ne kadar büyük olursa, içine o kadar çok insan atmanın ve onları politik anlamda uyutmanın mümkün olduğunu dile getirmiş zamanında. 1939 yılından ölümü 1975’e kadar kitle yönetiminde futbolu da kullanan general ve diktatör Franco da Salazar’ın izinden giderek güney bölgede futbolun ününe ün katmış, hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesini desteklemiş. Bu kesin benim aklıma gelmezdi, bir millete bale sevdireceğim de ülkeyi öyle yöneteceğim diye devleti batırırdım. (Takdire şayan) Öngörülü insanlarmış ki bu ışığı yakalamışlar. Çok tutacak bu spor çok! demişler hemen.

Spor, siyaset, sosyal, sağlık ve daha birçok alanda faydaları say say bitmeyen; sporcusundan, sahasına, reklamından, medyasına tüm dünya ekonomisini elinde tutan futbolun popüler kültürü de ele geçirmesi elbette ki artık kaçınılmaz. Üstelik kendisine; maçlara pek de gitmeyen, oyunları güncel olarak değil de tarihi olaylarla olan ilgilerine göre arşivleyip takip eden bir araştırmacı takipçi bile edindi; BEN!
( yazar burada futbol üzerine tez yazdığı için kendini övüyor )
Hal böyle olunca, futbolu oynayanlardan çok yazanların sesi çıkmaya başladı, sektör kendine felsefe programları arasında yer bile edindi. E ben ne yapacaktım, bunlara seyirci mi kalacaktım? ASLA! Ofisimizin tek dişisi olarak hem sosyalleşmekten hem kendimi geliştirmekten geri kalamazdım. E ben de artık ofsayttan anlayan kadınlardan biri olarak ofiste futbol konuşuyorum! Tabi ki bilimsel verilere dayanarak ;)

Futbolu izlemekten değil, okumaktan ve yazmaktan zevk alan biri olarak yalnız değilim, benim gibi başka uzaylılar da var değil mi?

Yazar:  GİZEM SEZEN

X